Serbest çiziktirmeler kategorisi arşivi

Tek Yön Seçtiğin Tüm Yollar …

One_Way_by_taraJENTOTtot

Bazen hedefe giden yolda bazı şeyleri görmezden gelip, hedefine odaklanmak en doğru yol olsa gerek.Bırakıp sağı solu, bakmak nereye gittiğine o yönde.Bir hedefin varsa hayatta ona ulaşmak için gideceğin yolda karşına çıkacak olanları görmezden gelip yürümektir asıl odaklanmaktır kilit noktaya.

Varsa eğer bir rotan hayata dair, bırak düşünceleri biraz kendi haline.Dinle ruhunun sana ne dediğini,hedefe gitmak için seçtiğin yolların gösterdiği işareti.Bir hedef dahilinde adım atıyorsan hayata dair,yolun daima tek yön olmalı ve bir geri dönüşü olmamalı ..

Hedef doğrultusunda bazı şeylerin ruhunu acıttığı ortada, seçtiğin yollar tek yön artık hedefe ulaşmada.Bu anlamda “Şehr-i Hüzün” albümünden çıkan bir “Manga” şarkısı belkide özeti güzel yapar.

Yollar artık tek yön ruhunun biryerleri acısada, “Ve anlarsın … “

Hani ağlamak gelir içinden ama akmaz yaş
Hani çığlığın kalır içinde, ölür yavaş yavaş
Hani gözlerin, hani gözlerin
Kağıtlara dalar, boşboş bakar
Yazmak gelir içinden ama yazamazsın
Umursamazlık bir hastalık gibi sarar kalemini kurtulamazsın

ve anlarsın…

Bedenin özgür kalsa neye yarar?
Acıtır ruhunu içinde kalanlar
Dönemezsin artık geriye,
Tek yön seçtiğin tüm yollar

Hani ansızın kaçar gidersin bütün dostlardan
Hani gün gelir, uzaklaşırsın bütün aynalardan
Hani gözlerin, hani gözlerin
Uzaklara dalar, suskun bakar
İçinde kalanları anlatamazsın
O suskunluk bir hastalık gibi sarar vücudunu kurtulamazsın

ve anlarsın…

Bedenin özgür kalsa neye yarar?
Acıtır ruhunu içinde kalanlar
Dönemezsin artık geriye,
Tek yön seçtiğin tüm yollar…

Ve şarkı ;

1 Yorum

Henüz Hayal Kurabilirken …

A_PLACE_TO_DREAM_by_gilad

Hayata yeni başladığın o karmaşayı, o bilinmezliği hatırlıyor musun? Herşey hakkında bir hayal kurma , bir araştırma, bir inceleme, bir eşeleme sürecinden geçtiğin dönemi hatırlıyor musun? Geleceğin sana nasıl gelecek olduğunu henüz bilmeyip, kendi zihnin çerçevesinde hayal kurma sanatını ortaya koyuşunu.

Her dinlediğin müzikte, her okuduğun kitapta, her baktığın resimde, zihninde nasılda gelecek için çok farklı şeyler canlandığını, bunların seni nasılda büyümeye ikna ettiğini anımsıyormusun?  Hala aklına geliyor mu bazen dinlediğin şarkının kahramanının sen olduğunu düşündüğün zamanlar bazen de izlediğin filmin.Hala aynı derece de etkiliyormu seni duyduğun o sözler.

Aslında bunlar bir dönemi yansıtan, insanın gelecekle yüzleşmesinden hemen önce kurduğu düş dünyasının yansımaları. Bunlar hayata gelişin en başlarında duyulan heyecanlar. Olması gereken hayatı düşlerken henüz olan biten, gerçekte olan  hayatla karşılaşmadan yaşanan çocukça hisler.

Bu dönemden herkesin hayatının ilk yıllarında geçtiğini düşünüyorum. Henüz hayaller varken ve kirlenmemişken. Henüz hayatla ilgili anlamsız koşuşturmaların içine girmemiş, henüz çocukken. Güzeldi o günler, her güzel olan şeyin tükendiği gibi tükenirken yavaş yavaş. Yavaş yavaş  yüzleşirken hayatın gerçek yüzüyle. Güzeldi ve olması istenendi.

İnsan olarak belli evrelerden geçtiğimizi düşünüyorum hayatın her saniyesinde. Bu anlattığım ilk ve en temiz olan evredir. Bunun gibi bir anı  insan, hayatının hiçbir döneminde yaşayamaz. Bu aslında bilmemezliğin getirdiği müthiş bir büyüdür. Evet bilinmezlik bir sonsuzluktur, bilmemek  ve hayalini kurmak , hayatın en güzel evresidir, henüz yaşanılan hayat gerçek yüzünü göstermemişken …

5 Yorum

“Ve yaşarsın,yaşadığını sanırsın” …

post2355_img1_2

 

 

 

 

 

 

“Redd” le ilgili daha önce yazmıştım.Özellikle “21″ albümlerinin kalburüstü bir albüm olduğu ve formatının diğer piyasa albümlerinden çok farklı olduğuna dair.Daha da önemlisi albümün bir felsefesi olduğuna dair.

Daha önceki “Redd” yazılarına göz atabilirsiniz şu linklerden ;

 http://www.emreguldas.com/2009/06/22/askti-bu-guzeldi/

http://www.emreguldas.com/2009/05/11/bu-sahte-dunyada-hangimiz-gercek/

http://www.emreguldas.com/2009/05/05/21/

http://www.emreguldas.com/2009/03/31/reddten-ilk-kipirti-don-kisot/

Bunların yanısıra albümden çıkan bir şarkıyı burada konuk edicem şu an itibariyle.“Redd” in concept albümü “21″ den çıkan sağlam şarkılardan bir tanesi “Tamam böyle kalsın”.Şarkının sözlerine tabiki de dikkati çekeceğim ve şu satırlarında altını çizeceğim;

“Ve yaşarsın , Yaşadığını sanırsın…”

Sözler şöyle ;

Nereden bakarsan bak hiçbir şey değişmez
Kötü bir roman gibi hikaye bir türlü gelişmez
Nasıl biliyorsan bil şartlamış bizi hayat
Bazen taze hissedersin bazen bayat
Sorgularken kendini uykudan hemen önce
Gücünü almıştır dünya parayı keşfedince

Ve yaşarsın,yaşadığını sanırsın

Tamam böyle kalsın

Neye inanırsan inan hepsi bilmece
Çözmeyi unuturlar sıra sana gelince
Biri yapmış bir resim ona benzeyeceksin
Çizgilerden taşarsan pek sevilmezsin
Kahveyi bile saat yönünde karıştırırken
Kravatını düzeltirsin emrini yudumlarken

Ve yaşarsın, yaşadığını sanırsın

Tamam böyle kalsın… “

 

Hayatın sana kendini nasıl hissetirdiği ve asıl yaşamak istediğinin acaba bu mu olduğu esas felsefe konusu bu noktada.Bir resim çizilmiş ve buna uymak veya uymamak senin elinde.Tabi ki de çizgilerden taşarsan pek sevilmezsin gerçeği ortada.Bu noktada hayatın içinde olmak ya da hayatı belli bir açıdan kesmek tercihi aslında başlıbaşına bu işin aslında böyle yürümeyeceğinin göstergesi.

Baktığın noktadan nasıl gözüküyor hayat bunu sen bilebilirsin ama aslolan bu hayatın seni bu oyun içinde nasıl konumlandırdığıdır.Bu ipi aslında çokta senin elinde olmayan kurallarını fiziki haritalar, siyasi haritalar ve çeşitli entrikaların oluşturduğu bir oyun.

Oyun böyle olunca elbetteki sen ” Yaşarsın,belkide yaşadığını sanırsın”

Yorum yok

Dokuz Eylül …

 
Tarih “ 9 Eylül “ ü gösteriyor.Bu tarih Türk ordusunun Kurtuluş Savaşı sonunda güzel “İzmir” i işgal altından kurtardığı efsane bir tarihtir.“İzmir” in kurtuluşunun 87. yıldonümüdür bugün.

I . Dünya savaşı sonrasında imzalanan “Mondros Ateşkes antlaşması” gereğince Anadolu’yu işgale başlayan itilaf devletlerine karşı 1919 yılında “ Mustafa Kemal Atatürk “ ün Samsun ‘da başlattığı tarihi bir nitelik kazanan direniş hareketiyle , Türk ordusu vatanını kurtarma yolunda çok önemli zaferler kazanmıştır.

Bu zaferleri takiben “26 Ağustos 1922” sabahı çok büyük dikkat ve titizlikle hazırlanan taaruz planı uygulamaya konulmuştur.Bununla birlikte “30 Ağustos 1922” tarihinde gerçekleştirilen “Başkomutanlık Meydan Muharebesi” nde yunan ordusunun büyük bir kısmı dağıtılmış ve etkisiz hale getirilmiştir.Bunu takiben gerçekleştirdiği toplantıda Başkomutan “Mustafa Kemal Atatürk” , Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak, Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü, ordu komutanları Yakup Şevki Subaşı ve Nurettin Paşa’ları karargahını kurduğu Çalköyü’nde bir araya getirmiş ve kaçabilen yunan kuvvetlerinin büyük bir hızla takip edilmesini ve İzmir yakınlarındaki kuvvetlerle birleşerek ,ortadan kaldırılmasını istemiştir.

Sonuç olarak “9 Eylül 1922” sabahı yunan mevzilerine taaruz eden Türk ordusu yaklaşık 3 yıldır işgal altında bulunan “İzmir” i işgal altından kurtarmış ve büyük bir zafere imza atmıştır.

“İzmir” in kurtuluşu sonrası yaptığı konuşmada “Mustafa Kemal Atatürk şu sözleri söylüyordu ;
 

“İlk verdiğim Akdeniz hedefine varmakta orduların gösterdiği gayret ve fedakarlığı hürmet ve takdirle anarım. Elde edilen büyük muzafferiyetin yapıcısı olan kıymetli arkadaşlarıma en içten teşekkür ve tebriklerimi bildiririm. Orduların bundan sonra verilecek hedeflerin alınmasında da aynı fedakârlık yarışmasını göstereceklerine inancım vardır ve hep tam olacaktır”.

 

 

Türk ordusunun İZMİR’e gelişi

 Bugün ise bu önemli olayın yıldönümündeyiz.Bir İzmirli olarak “9 Eylül” tarihinin önemini çok iyi bilenlerden biriyim.Bu güzel şehri bağımsızlığına kavuşturan ve her zaman ülkenin en önemli şehirlerinden biri sayan Türk ordusuna ve büyük lider “Mustafa Kemal Atatürk” e teşekkürü bir borç bildiğimi söylemeliyim.

Bizler bu gibi olaylarda neler kazandığımızı ve bu gibi büyük bir lidere sahip olmasaydık sonucunda kimbilir şu an için hangi esaret altında yaşıyor olabileceğimizi tekrar çok iyi düşünmemiz gerekir.Bunun sonucunda bu vatanı belirli değerler üzerine kuran ve ayakta tutan büyük komutan “Mustafa Kemal Atatürk” ün ilkelerinden hiçbir zaman ayrılmayıp,ulusumuzu yaşatacak olan niteliklerin bu değerler olduğunun farkına varmalıyız …

3 Yorum

Eylül akşamı …

Ezelden beri benim için müstesna bir mevsim olan Sonbaharın başlangıç ayı olan “Eylül” ayı geldi,yavaştan ilerliyor.Henüz Eylül’e yakışır serinlik yüzümüze çarpmadı ama yavaştan ruh halimiz Eylül akşamlarına hazırlıkta.

Bilirmisiniz “Eylül” ‘ün anlamlarını , İngilizcesi “september” olan “Eylül” Latince “7” anlamına gelen “septem” sözcüğünden gelmektedir.Hristiyanlar için “istavroz ayı” olan “Eylül” e, Karadenizde değiştirilip “istavrit ayı” denilmiştir.Ayrıca üzüm anlamına gelen “aylül” de “Eylül” ayının farklı anlamlarından birdir.

Sonbahar ‘ın gelmesiyle yazın göz alıcı güneşini ardımızda bırakarak yağmur’a merhaba demeye hazırlanıyoruz.Yağmur’u özlediğim geldi aklıma.Bu müstesna mevsimin “Eylül” ünü çokta iyi anlatan sözlerle yorumlayan üstad “Bülent Ortaçgil” den bir şarkı tamda eşlik eder bu ruh haline.

Sözler şu lezzettedir ;

Hiçbir neden yokken, ya da biz bilmezken
Tepemiz atmış ve konuşmuşuzdur
Onca neden varken ve tam sırası gelmişken
Hiçbirşey yapmamış ve susmuşuzdur.
 
Aynı anda aynı sessiz geceye doğru
İçim sıkılıyor demişizdir.
Aynı sabaha uyanırken kimbilir,
Aynı düşü görmüşüzdür.
Olamaz mı? Olabilir.

Onca yıl, sen burada
Onca yıl, ben burada
Yollarımız hiç kesişmemiş
Şu Eylül akşamı dışında.
Ayın karpuz dilimi gibi batışını
İzlemişizdir deniz kıyısında.
Aynı köşeye oturmuşuzdur köhne’de,
Belki de birkaç gün arayla.
Olamaz mı? Olabilir.

Belki benim kağıt param,
Bir şekilde, döne dolaşa
Senin cebine girmiştir.
Belki aynı posta kutusuna,
Değişik zamanlarda da olsa
Birkaç mektup atmışızdır.

 

Onca yıl, sen burada
Onca yıl, ben burada
Yollarımız hiç kesişmemiş
Şu eylül akşamı dışında

Bostancı dolmuş kuyruğunda,
Sen başta ben en sonda
öylece beklemişizdir.

Sabah 7:30 vapuruna
Sen koşa koşa yetişirken,
Ben yürüdüğümden kaçırmışımdır.

Aynı anda başka insanlara
Seni seviyorum demişizdir.
Mutlak güven duygusuyla başımızı
Başka omuzlara dayamışızdır.
Olamaz mı? Olabilir.

Onca yıl, sen burada
Onca yıl, ben burada
Yollarımız hiç kesişmemiş
Şu Eylül akşamı dışında … 

Şarkının “Teoman” & “Bülent Ortaçgil” li yorumunu biryerlerden bulup dinleyin,pişman olmazsınız …

Buradan ise şarkının orjinal versiyonunu dinleyebilirsiniz;


MusicPlaylist
Music Playlist at MixPod.com

 

1 Yorum

Bir roman kahramanı kadar güçlü değilim …

Gecenin bu saatinde ,media player’da müzik yaparken,bir şarkı gerçekten çok etkiledi beni.Aslında daha önceleride çok kez dinleyip,büyük keyif aldığım bir şarkıdır.Bu sıcak ve hafiften esintili yaz gününde çok ta keyif verdi bu şarkı bana.

“Grup Gündoğarken” ‘in bence en iyi şarkısından bahsediyoruz,”Hayallerimi bırak”.Saat bir hayli ilerlemişken ve İzmir’de inanılmaz bir sıcak varken bu şarkının getirdiği esinti, geceye çok iyi geldi…

Şarkının vurucu yerinin şu dizeler olduğunu hatırlatır ve bu dizeleri dinlemekten büyük keyif aldığımı söylemek isterim.”Bir roman kahramanı kadar güçlü değilim,biraz daha durursan ağlayıp yalvarabilirim” …

Sözleri paylaşmak isterim …

” Yorgun oturur görünsem de köşemde
Yine sen varsın
Yalnız sen
Ve senle ilgili hatıralar

Avunmak hayallerle
Terkedilmişliğin kaderi
Unutmak kolaysa
Bu kadar üzgün insan neden var

Hayallerimi bırak
Umutlar senin olsun
Döneceksin sanarak
Yaşanmaz biliyorsun

Bir roman kahramanı kadar
Güçlü değilim
Biraz daha durursan
Ağlayıp yalvarabilirim

Arkanı dön ve sakın
Sakın bakma geriye
Acı çektirmeyi sevmezsin
Bilirim

Hayallerimi bırak
Umutlar senin olsun
Döneceksin sanarak
Yaşanmaz biliyorsun “…

1 Yorum

Asalak Dünya …

 

Dünya ve içindeki varlıklar,nasıl daha fazla birbirimiz üzerinden rant sağlarız hesabına giren insan görünümlü , varlıklar. İnsan olmakla uzaktan yakından ilgisi olmayan yarınki nefesimizi alırken kime yaltaklanırızı hesaplayan zihniyetler.

Böyle hayat geçer mi, bu nasıl bir yaşam biçimi demeyin ,geçiyor. Gayet güzel ve başarılı bir biçimde hayatlarını sürdürüyorlar merak etmeyin. Amaçları sadece ve sadece birbirlerine sevimli görüp , stil yapmak olan şahsiyetler. Birde bunun sana yansıması var , düzene ayak uydurmazsan ya kalıyorsun çemberin dışında yada adam olamıyorsun onların nazarında.

Bir çember düşünün , çemberin etrafı ateşle çevrilmiş ,  ne dışardan girebiliyorsun içine nede içerden çıkabiliyorsun dışına, tarafları belli bir çember bu,  zaten o taraflarda bunu bilerek seçmiş,  ne içerdeki dışarı çıkmak ve hayatla tanışmak , ne de dışardaki içerdeki gibi hayatı bir çember sınırı içinde yaşamak istiyor. Çemberin iç kısmı hayatı o çemberden ibaret görüp, yaşıyor zaten sınırları içinde dönüp dolaşıp hep aynı yere geliyor dolap beygiri misali. O hayatı dönüp durmaktan ve aynı sınırda yaşamaktan oluşur sanıyor , bu sınırın dışına çıkmakta onu korkutuyor, çünkü o kendi sınırındaki düzene alışmış,alışmış o düzenin adamı olmaya, düzen ve sınır içinde varlığını sürdürmeye, kendi türünden şahsiyetlerle birbirine yaltaklanarak hayat yaşamaya. Çemberin dışında olmak her zaman gurur verici, hayat o sınır ve asalak düzeninde yaşayan şahsiyetlerden ibaret değil,zaten onlar o ateşten bu tarafa geçmesinler burayıda yakarlar getirdikleri ateşle.

Bu sisteme uymak yada uymamak ,  bu sana kalmış bir yaşam felsefesi. Karşıdan aslında bu sistem kendine çok rahat adam çekebilir. Pardon sistemin kendine çekeceği adam değil, sülük olur. Ama sistemdeki herkes sülük olunca problem kendiliğinden ortadan kalkar. Birbirlerinin kanını emip, hayatı bu zihniyette yaşamaya beraber devam ederler. Burada fayda-maliyet analizi en başından belirlenmiş ona göre hayatın fizibilite raporu çıkarılmıştır bile. Bu raporun dışına çıkılamaz, çünkü bunu asalak bünye kaldıramaz.

Bu metodik vaziyetlerde dolap beygiri gibi dönüp durup, sülük gibi aynı kanı içmeye o kan bitincede , sistemin içinde aynı gruptan olan kanla beslenmeye devam edip,asalak bir hayatı yaşamaktan memnun insan görünümlü varlıktır bunlar. Bunlarla aynı hayatta aynı havayı solumak bile bazen bana acı veriyor. Bu sistemi ben değiştiremem ama bu sistemin de asla parçası olmamak  elimdeki tek silah …

Sevdiğim ünlü düşünür “Hayyam” ‘dan 2 dörtlük eklemek istiyorum yazıma ;

“ Felek ne cömert ne aşağılık insanlara!
Han hamam, dolap değirmen, hep onlara.
Kendini satmayan adama ekmek yok:
Sen gel de yuh çekme böylesi dünyaya!

Mal mülk düşkünleri rahat yüzü görmezler,
Bin bir derde düşer, canlarından bezerler.
Öyleyken, ne tuhaftır, yine de övünür,
Onlar gibi olmayana adam demezler. “

Yorum yok

Belki bende inanırım bu yalana …

Manga’nın ‘’Şehr-i Hüzün’’ albümünden takılıp kaldığım bir şarkı var bu aralar.Albümün geneli daha öncede söz ettiğimiz gibi çok iyi olmakla beraber bu şarkının özellikle bahsettiği felsefeyi çok beğeniyorum.

‘’Alışırım gözlerimi kapamaya ’’ sözettiğim şarkının adı.Sözler bu saçmalıklarla dolu menfaat dünyasının nasıl işlediğini kendince çok iyi anlatıyor.Zamanında uydurulan hikayelerin , sonraları yerini alan gerçek dünyadan bahsediyor.

Sözler şöyle ;

Tertemizdi sanki dünya
gözlerimi açtığım anda
hiç düşünmeden inandım
masal tadında yarınlara
Yalanlar ortasında kaldı tüm çocukluk anılarım
çizgi romanların dışında bir kahraman bulamadım
tozpembe olmasaydı keşke tüm ruyalarım
hep sorular sordum ama cevaplarını alamadım

Hep yalan söylenmiş hep yalan
kavuşamadı hiç ayrılanlar
masallar gerçek olmadı
aşık olduğum sokaklarda kimseler konuşmadı
ama şehir hiç susmadı
hep ağladı, hep ağladı

Son bir umut verse biri ve
güzel olacak birgün her şey dese
ben inanırım belkide bu yalana
ben de alışırım gözlerimi kapamaya

Yol görünse uzaklarda
ışıklar altında son bulan
melekler alsa beni götürse
karanlığa teslim olmadan

Son bir umut verse biri
ve güzel olacak birgün her şey dese
ben inanırım belkide bu yalana
ben de alışırım gözlerimi kapamaya …

 

İşkence gördü asfaltlar çatlaklarına kan doldu
yıkıntılar arasında kaç çocuğun hayalleri kayboldu
insan neden kendini unuttu kendinden oldu
hangi yolda kaç kişi bir hiç uğruna canından oldu
hep yalan söylenmiş hep yalan
ayrılanlar hiç kavuşmadı
dinlediğim masallar hiç gerçek olmadı
kimse sandığım kadar masum kalmadı
savaş durmadı, ölüm azalmadı

 

 

Yorum yok

Ruhun kaçışı …

Yaza adım attığımız şu güzide Haziran ayının ilk günlerinde ‘İzmir’ de hafiften bulutlardan düşen yağmur bize sonbahar günlerimizi hatırlattı.Birden ilkbaharı yaşamadan yaza geçişimiz dolayısıyla afallayan bünyemiz sonbahara mı döndük derken hepten aklını yitirdi.
Bugünlerde bir sonuç odaklı olma isteği ama bir türlü olayların sonuca dönüşememesinden duyulan öfke ,hırs ve istek kaybı bir arada garipsi bir dönem sanki.Hırsıma yenik düşüyorum bazen,aslında bazen değil çoğu zaman bir ruh haykırması yaşıyor bazı zamanlarda bünyem,sığamıyorum,taşıyorum.Bu ve benzeri hallerde mekan değiştirmeye ihtiyaç duyuyor ruhum ,melodileri farklı yerlerde anlamlaştırmaya.Melodiler aynıda olsa mekanların onlara kattığı anlamla yeniden şekillenmelerini seyretmek istiyorum.Biliyorum ki her mekanın kendine özgü sakladığı bir ruh durumu var ve içinde tınlayan melodiler bu ruh halinin şeklini almakta.Bende bu hal ve tavrın yakın takipçisi olmayı istiyorum.
Yağmur yağdı ve birden ruh,bünye,istekler,sonuç odaklılık katsayılarında belirgin bir hareketlenme oldu içsel borsamda.Bunun etkisiyle ısınan hava daha da dağıttı ve kop gel oralardan biryerden havası estirdi bende.
Şu an itibariyle hafiften serinliğin verdiği rahatlık ,media player’da Coldplay ‘in ‘’viva la vida’’ albümü var.Gerçekten ruhun kaçma isteğine eşlik edebilecek kalitedeki albüm Coldplay’in diğer albümlerinden bağımsız bir consept albüm niteliğinde.Şu sıralar kaçışıma ortak oluyor.
Ruhun kaptanı kendin olduğun sürece ,ruhunun melodilerini tınladığın yerdeki aldığın his seni savrulmaktan kurtaracak ve hedefine götürecek hissiyatı sana kazandıracaktır …
Bu dizeyi çok severim paylaşmak istedim ;
 
” I am the master of my fate,
I am the captain of my soul. ”
 
William Ernest Henley

1 Yorum

Bu sahte dünyada hangimiz gerçek …

Yaşadığın hayatın bir anlamı yok sen eğer bir amaç gütmüyorsan.Betonarme şehirlerin yığıntıları içinde nasıl bir hayat felsefesi güdersin o da ayrı bir hikaye.Buradaki amaç sonucunu almayı beklemek için yaptığın hareketler bütünü değil.Bu sen neden yaşıyorsn sorusunun cevabı.
Birşeyler anlatıldı zamanında bize mutlu sonla noktalanan hadiselerin olduğu yada hayatın bir masal dünyası sarhoşluğunda yaşandığı.Bu masalsı tabloda çizilen dünyanın böyle olmadığını sonraları acı çekerek gördük.Burada zaten bu hikayeye kanmadık diyenlerin hepsi kendi hikayesini yazmakta.Herkesin hayalleri vardı,doğumla büyümeyle betimlenen,kişinin karakter fellsefesini oluşturan.Bunlar zamanla yerini saçmalıklarla dolu dünyanın kendi emellerine alet olmasına bıraktı.Bunun içinde yoğrulan ve yaptığının farkında olmayan,ama o hayallerin mimarı olan insanlar oluştu.
Bu ölçütte amaçlanan bambaşka şeylerdi,ama ‘hard disk’ büyünce ve ‘size’ lar genişleyince karşılaşılan tablo bambaşka oldu.Bu sistematiğin içinde kayboldu özgürlük. Sahte mutluluklar,sahte hüzünler,sahte hevesler,sahte dünyanın bize kattığı şeyler oldu.
Bir dönem bununla ilgili bir yazı yazmıştım,yıllar önce o yazımı biryerlerden bulmak istedim bir türlü ulaşamadım nerelerde olduğuna dair bir fikrim yok.Bulabilirsem yayınlıycam.Tam anlamıyla konunun özünü oluşturan bir yazı.

Bu anlattıklarım ‘’Redd’’ in son albümünün concept ini oluşturan felsefe bir anlamda.Nedir dünyayı tanımadan önceki hayallerimiz nedir sahte dünya ve sahtelikler içinde büyürken kaybettiklerimiz.Nedir kaybolan hayallerimiz yerine koyduklarımız ve nedir bu mutsuzluğumuzun sebebi…
‘’Redd’’ tekrar söylüyorum gerçekten concept bir albüm yapmış.Albümün bir felsefesi oluşu herşeyden önemli.Bu işler hala piyasa için değilde bir felsefe için yapılabiliyorsa,biryerlerde hala umudumuz var demektir …

2 Yorum