Haziran, 2009 arşivi

Midnight in Chelsea …

1997 tarihli bir Jon Bon jovi single’ıdır ‘’Midnight in Chelsea’’.Destination Anywhere albümünden çıkmış 97 yılına imza koymuş bir rock şarkısıdır.O dönemlerde sanıyorum ben ortaokulu yeni bitirmiştim.Albümü biryerlerden bulduğumu hatırlıyorum albümün içindeki parçalardan bende en çarpıcı etkiyi yaratan şarkıydı bu single.

Özellikle şarkının videosunun döndüğü o yıllarda çok etkileyiciydi.Bon Jovi, bir Chelsea gecesinde yürür şarkısını söyler.Şarkının arkasındaki vokaller ona eşlik eder ;
‘’ shalalala,shalala,shalalala,shalala ‘’ …

Bir anda 97 yazına geri döndüğüm şu saniyelerde , Bon Jovi’nin bu single’ndan çıkan çok sağlam bir şarkı olan ‘’Midnight in Chelsea’’ ‘ nin videosunu paylaşmak istiyorum …

JON BON JOVİ-Midnight in Chelsea

Yorum yok

Aşktı bu , güzeldi …

Bu aralar ‘’Redd’’ in bence son zamanlarda yapılmış türk rock’ının en iyi albümlerinden birini dinliyorum. Daha önceleri bu albümün sıradan bir albüm olmadığı konusunda yazmıştım.Sanırım albümü baştan sona dinleyenler bana hak verecektir.

Albüm’e ilişkin söyleyeceğimiz , gerçekten çok başarılı bir çalışma ürünü olduğudur.Bu albümden bir parçayı paylaşmak istedim.Şarkının adı ‘’Aşktı bu ‘’ .Şarkının melodisinin güzelliği tabi ki zihnimizde ,ama burada şarkının sözlerinin bütünlüğünden bahsetmek istiyorum.Bu parçayı mutlaka dinlemenizi tavsiye ederim. Bu parça farklarından benzerlikler doğurmaya çalışan,aslında aynı olmayan ama bir tensel çekimle birbirine bağlı olanlara dair .

Şarkının sözleri aşağıdaki gibidir ;
Farklarımızda benzerlikler aradık
Sürtündük ve yonttuk köşelerimiz vardı
Gardiyansız bir hücreye kapandık
Seviştik ve acıktık aşktan önemli şeyler de vardı
 
Senin tilkilerin dolanıp durdu kafanda
Bazen parçalar kopardı içimden hatta
Aşktı bu, güzeldi …
Uçan balonlar gibi kaçıp yükseldik
Renklerimiz başkaydı belki
Gözden uzaklaşıp patlamak istedik
Bulutlarda yaşıyorduk sanki
Senin tilkilerin hırlayıp durdu kafamda
Dişlerinin izi vardır belki de ruhumda
Aşktı bu, güzeldi …
 

Yorum yok

Maybe Tomorrow …

Galli bir rock grubundan bahsetmek istiyorum.Sevdiğim birçok şarkıları var,Galli olmaları belkide özel bir sempati doğuruyordur bende bilmiyorum.İrlanda – galler – ingiltere –iskoçya kısaca Ada’da yapılan müziğe bayıldığımı söyleyebilirim.

Stereophonics ‘ten bahsediyoruz.Tarzları çoğu kişi tarafından ağır bir dille eleştirilsede , bence yaptıkları albümlerde ,önemli şarkılar bulunmakta.Özellikle grubun ‘’Angie’’ , ‘’Nothing compares to you’’ ve ‘’Something in the way’’ coverları gerçekten kayda değerdir.Vokal’in kendine has sesi de bence gruba ayrı bir tarz katmakta.

Esas bahsediceğim ise ‘’Maybe Tomorrow’’ gibi gerçekten grubun gelmiş geçmiş bence yaptığı en iyi iş.Bu parçayı özellikle ‘’the wicker park’’ filminden hatırlayanlar olacaktır.
Filme oturmuş,tadından yenmez bir hal almış parçadır kendisi.Bir dönem aşinası olduğum ‘’maybe tomorrow’’ bugünlerde yeniden kendini hatırlattı bana.

Hala dinlemediyseniz tavsiyemdir !!

Bu şarkının orjinalini tavsiye etmekle birlikte burada akustik versiyonunun olduğu bir video’yu paylaşmak istedim.

İyi seyirler …

Yorum yok

Painted on Water …

 
Bugünlerde edindiğim bir albüm var.Klasik bir albüm ‘den farklı olarak bu esasında çok yönlü bir proje.Sertab Erener ve Demir Demirkan’ın ortak olarak üstlendikleri proje ‘’Painted on Water’’ adını taşıyor.Bu proje Türkiye’nin 14 ayrı yöresel müzik parçalarının batı sentezine uygun ve ingilizce bir formatta düzenlenmesinden oluşuyor. 

 

Albümde yer alan şarkılar bilindik Anadolu ezgilerinden oluşuyor.Bu şarkıları avrupalı müzisyenlerle beraber jazz,rock ve blues formatlarında yorumlayan , Sertab Erener ve Demir Demirkan bence çok önemli bir müzikal projeye imza atıyorlar.

 

Albüm’ün prodüktörlüğünü Demir Demirkan ve tam dokuz grammy ödüllü Jay Newland üstlenmişler.Albüm Los Angeles ve İstanbul da kaydedilmiş.Albümde yer alan diğer müzisyenler ise ; Dave Weckl, Al Di Meola, Mike Stern, Trilok Gurtu, Kai Eckhardt, Tuluğ Tırpan gibi çok önemli isimlerden oluşuyor.



 

Albüme bir anlamda ismini veren Türkiye’nin çok önemli bir sanatı olan ‘’ Ebru(suya boyama sanatı) ‘’ , albüm konserlerinde ünlü Ebru sanatçıları tarafından sahne şovu olarak gerçekleştirilecek.Bu gösteride albümün yapısına uygun olarak ,albüme ayrı bir kendine özgünlük katıyor …

Yorum yok

Belki bende inanırım bu yalana …

Manga’nın ‘’Şehr-i Hüzün’’ albümünden takılıp kaldığım bir şarkı var bu aralar.Albümün geneli daha öncede söz ettiğimiz gibi çok iyi olmakla beraber bu şarkının özellikle bahsettiği felsefeyi çok beğeniyorum.

‘’Alışırım gözlerimi kapamaya ’’ sözettiğim şarkının adı.Sözler bu saçmalıklarla dolu menfaat dünyasının nasıl işlediğini kendince çok iyi anlatıyor.Zamanında uydurulan hikayelerin , sonraları yerini alan gerçek dünyadan bahsediyor.

Sözler şöyle ;

Tertemizdi sanki dünya
gözlerimi açtığım anda
hiç düşünmeden inandım
masal tadında yarınlara
Yalanlar ortasında kaldı tüm çocukluk anılarım
çizgi romanların dışında bir kahraman bulamadım
tozpembe olmasaydı keşke tüm ruyalarım
hep sorular sordum ama cevaplarını alamadım

Hep yalan söylenmiş hep yalan
kavuşamadı hiç ayrılanlar
masallar gerçek olmadı
aşık olduğum sokaklarda kimseler konuşmadı
ama şehir hiç susmadı
hep ağladı, hep ağladı

Son bir umut verse biri ve
güzel olacak birgün her şey dese
ben inanırım belkide bu yalana
ben de alışırım gözlerimi kapamaya

Yol görünse uzaklarda
ışıklar altında son bulan
melekler alsa beni götürse
karanlığa teslim olmadan

Son bir umut verse biri
ve güzel olacak birgün her şey dese
ben inanırım belkide bu yalana
ben de alışırım gözlerimi kapamaya …

 

İşkence gördü asfaltlar çatlaklarına kan doldu
yıkıntılar arasında kaç çocuğun hayalleri kayboldu
insan neden kendini unuttu kendinden oldu
hangi yolda kaç kişi bir hiç uğruna canından oldu
hep yalan söylenmiş hep yalan
ayrılanlar hiç kavuşmadı
dinlediğim masallar hiç gerçek olmadı
kimse sandığım kadar masum kalmadı
savaş durmadı, ölüm azalmadı

 

 

Yorum yok

Bu şehrin adı İZMİR …

Bu şehir beni benden alan ,bu şehir beni ben yapan,bu şehirdir beni kendime getiren. Burası İzmirdir  , burası farklı bir yerdir , burası gecesi gece , gündüzü gündüz, kadını kadın, denizi deniz ,a damı adamdır . Her türlü sıfatı taksalarda bize, kendilerine yediremeseler de bu şehrin felsefesini, burası İZMİR , benzemez başka vatana.
Bu şehrin kendi felsefesi vardır, hayata bakış açısı , hayata karşı bir duruş biçimi. Yaşar bu şehir,  kültürün en odak noktasında, verir teninin son damlasına kadar yaşam mücadelesini bağımsız duruşuna. Bu şehir bir yaşam biçimidir ,b ir duruş biçimi, bir hayata karşı silkinme şekli, kendisine sıfat takanların anlayamacağı, hayata kendi sayfasını açmakta bu şehir.
Bu şehir görüp görebileceğin ülkenin en felsefesi olan , hayat duruşu, hayatın üstünde bir yerdir. Anlayamaya bilirsiniz bu şehrin gereklerinden, hayatı algılayış biçimden, hayatı yaşayış tarzından. Bu şehir anlaşılmak zorunda değildir , bu şehir kafanın içindekinden çok farklıdır, anlayabileceğinden.
Bazı hikayeler vardır doğuşumuzdan beri bize anlatılan yaşam felsefesine ilişkin , hayatın bu olmadığına dair bakış açılarının, belli eksenlere oturtulmasından gelen. Ama kendi hiçbir zaman bu hayatı yaşamayan felsefenin ürünü olan, yaşam biçimlerinin ortaya çıkardığı bir dünya bu dünya. İşte bu şehir hayatı yaşamayı hepinizden iyi bilir , bu şehir hayata karşı dinlediğiniz hikayelerin tam da gerçeğe dönüşebileceği yerdir aslında. Bu şehrin adı İZMİR , umursamaz dünyanın zehrini , bakar kendi felsefesini hayata koymaya bu şehir ….

Yorum yok

Sosyal medya anlayışı …

Günümüzün yeni bir medya tanımlamasına ihtiyacı olduğu gerçeği apaçık ortada.Klasik medya anlayışı yerini hızlı bir biçimde ‘’ sosyal medya ‘’ anlayışına bırakıyor.

Nedir bu sosyal medya dersek ; internet kullanıcılarının pekte yabancı olmadığı bir terim aslında.Sosyal medya kavramına ; online olan kullanıcı kitlesinin her türlü paylaşım ,tartışma ve içerik üretimini sağladığı platform diyebiliriz.Bunu web 2.0 araçlarını kullanan online kitle olarakta tanımlayabiliriz.
Netin gelişiminden bugüne kadar ortada zaten bir paylaşım ve iletişim ağı bulunuyordu son zamanlarda ise sosyal ağlar dediğimiz özellikle ‘’Friendfeed,Twitter,Linkedin,Facebook..vb’’ gibi ağlarla online olan kullanıcı kitlesi bu paylaşım ve iletişimine içerik üretiminide kattı.Böylece yeni bir medya kavramı ve bununla birlikte yeni bir sektör yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.
Son zamanlarda özellikle birçok ünlü diye tabir ettiğimiz kişi ve kurumlarda sosyal medyanın bir parçası olmaktan hiç çekinmeyip,hızlıca bu yolda iletişim ve içerik paylaşımına başladılar.
Örneğin Twitter ‘ da birgün ‘’Demi moore’’ sizi fallow ederse şaşırmayın.Bu ve bunun gibi birçok isim Türkiye
piyasasında’da mevcut.
Son dönemlerde özellikle blog kültürü dünya çapında medyanın esas üyesi konumuna geldi ve şirketlerde bloglardan edinilen bilgilerle pazar çalışmalarını yönlendirmeye başladı.
Türkiye’de ise ‘’blog yazarları derneği’’ adı altında bir oluşum var ve bu oluşum internet üzerinden oluşturulabilen yasal ilk dernek statüsünde bulunuyor.Ben de blog ‘umu geçtiğimiz günlerde derneğe üye hale getirmiş bulunmaktayım.
İnternet ortamında bilgi alışverişi dünya çapında çok yüksek oranlara ulaşmakla beraber birkaç istatistiki bilgi vermemiz gerekirse ;
Universal McCann ‘ın Next Thing Now adyla yaptığı son sosyal medya araştırmasında;
_ İnternet kullanıcılarının %57 ‘si bir sosyal ağ sitesinin üyesi,
_ İnternet kullanıcılarının %73 ‘ü blog okuyor,
_ Dünya çapında blog sayısı 184 milyon,
_ Rss takip edenlerin sayısı ülkemizde % 32 lere ulaşmış durumda.

Tüm bunlar ‘’sosyal medya ‘’ olarak tanımladığımız bu organların,geleneksel medyanın şu günlerdeki ciddi rakibi ,hatta tahtını devredeceği varisi olarak karşımıza çıkıyor.Bu medya içinde pazarlama,reklamcılık ve markalar açısından müthiş imkanlar sunuluyor.

Son olarak ‘’sosyal medya ‘’ kavramının gitgide daha çok hayatımızın içinde olacağını ve geleneksel yapının bir an önce bu tarafa en verimli şekilde kanalize edilmesinin gerektiğini savunanlardan olduğumu söylemek isterim …

Yorum yok

Shine a Light …

Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük rock gruplarından biri olan Rolling Stones ve dünya sinemasının en iyi yönetmenlerinden Martin Scorsese ‘nin ortaya çıkardığı bir film ‘’Shine a Light’’.

Grubun 29 Ekim ve 1 Kasım 2006 ‘Beacon Theatre’da gerçekleştirdiği konseri konu alan film Rolling Stones grubunun canlı performansına sanki oradaymış gibi eşlik etmemizi sağlıyor. Konserin çekimleri Martin Scorsese’nin kendine has tarzıyla birleşince izlenir bir hal almış.
Konser’de Rolling Stones’a başta Christina Aguilera olmak üzere , White Stripes’tan Jack White,Buddy Guy gibi isimler de eşlik edip sahneye renk katıyorlar.


Grupla yapılmış eski yeni röportajlarda çok ilgi çekici.Ayrıca filmin nasıl yapıldığına ilşkin merakı olanlara, kamera arkası görüntülerde bu dvd ‘de yerini almış.Filmin görüntü yönetmenliğini The Aviator’ın oscar ödüllü görüntü yönetmeni Robert Richardson üstlenmiş.

Özellikle sahne performansı olarak gerçekten ‘’ ihtiyarlar’’ hala çok iyi ve bunu filmdeki konserdede görebiliyoruz.Konuk müzisyenlerle gerçekleştirilen performanslarda konseri ilgi çekici hale getirmiş.

Kısacası tavsiye edilir !!!

Filmin imdb sitesi : http://www.imdb.com/title/tt0893382/

Yorum yok

Ruhun kaçışı …

Yaza adım attığımız şu güzide Haziran ayının ilk günlerinde ‘İzmir’ de hafiften bulutlardan düşen yağmur bize sonbahar günlerimizi hatırlattı.Birden ilkbaharı yaşamadan yaza geçişimiz dolayısıyla afallayan bünyemiz sonbahara mı döndük derken hepten aklını yitirdi.
Bugünlerde bir sonuç odaklı olma isteği ama bir türlü olayların sonuca dönüşememesinden duyulan öfke ,hırs ve istek kaybı bir arada garipsi bir dönem sanki.Hırsıma yenik düşüyorum bazen,aslında bazen değil çoğu zaman bir ruh haykırması yaşıyor bazı zamanlarda bünyem,sığamıyorum,taşıyorum.Bu ve benzeri hallerde mekan değiştirmeye ihtiyaç duyuyor ruhum ,melodileri farklı yerlerde anlamlaştırmaya.Melodiler aynıda olsa mekanların onlara kattığı anlamla yeniden şekillenmelerini seyretmek istiyorum.Biliyorum ki her mekanın kendine özgü sakladığı bir ruh durumu var ve içinde tınlayan melodiler bu ruh halinin şeklini almakta.Bende bu hal ve tavrın yakın takipçisi olmayı istiyorum.
Yağmur yağdı ve birden ruh,bünye,istekler,sonuç odaklılık katsayılarında belirgin bir hareketlenme oldu içsel borsamda.Bunun etkisiyle ısınan hava daha da dağıttı ve kop gel oralardan biryerden havası estirdi bende.
Şu an itibariyle hafiften serinliğin verdiği rahatlık ,media player’da Coldplay ‘in ‘’viva la vida’’ albümü var.Gerçekten ruhun kaçma isteğine eşlik edebilecek kalitedeki albüm Coldplay’in diğer albümlerinden bağımsız bir consept albüm niteliğinde.Şu sıralar kaçışıma ortak oluyor.
Ruhun kaptanı kendin olduğun sürece ,ruhunun melodilerini tınladığın yerdeki aldığın his seni savrulmaktan kurtaracak ve hedefine götürecek hissiyatı sana kazandıracaktır …
Bu dizeyi çok severim paylaşmak istedim ;
 
” I am the master of my fate,
I am the captain of my soul. ”
 
William Ernest Henley

1 Yorum