Nisan, 2009 arşivi

Bırak anlaşmasız yaşansın …

Birşeyler sizi çeker alır hayatın anlamsız koşuşturmacasından.Zihnimizde açıklayamadığımız, kimyasallara bağlanan bazı atraksiyonel vaziyetler içinde kalmaya maruz bırakır bizi.Bu hayatımızın bazı anlarında,bazı alanlarında karşılaşabileceğimiz bir hissiyat felsefesidir.
Bir açıklamasının tam olarak yapılamadığı kapıldığımız bu duygu silsilesi içinde,hesaplamaz insan bazı hayatın getirdiği incelikleri,ince ve ince olduğu kadar da matematiksel tarafları.Bu hissiyatla karşılaşan ruh,saçmalama modunda zekasına hükmedemez durumda kalır.
Bu tam anlamıyla bir anlaşma ve anlaşılma süreci gerektirmeden ortaya çıkabilecek sadece duygu paylaşımının tarafları tatmin ettiği vaziyettir.İki ruhun içine düştüğü bu durumda anlaşmaya çalışması,bir yolunu bulma çabası,hayata aynı bakış açısıyla bakma çabası tamamen boş bir felsefenin ürünüdür.Durumun akışına bırakılarak yaşanması,bazı hissiyatların frenlenmemesi,sevginin karşı tarafa hesap yapmadan verilmesi konunun özüdür.
Bir uzlaşma,bir anlaşma,bir herşeyi aynı pencereden görmeye çalışma felsefesi bu kıvılcımın çakma sebebine aykırıdır.Diretmek bazı noktalara saplanıp kalmak,yaşayamamaktır sevgiyi.
Kutuplar kendi kutuplarından memnun olmalı ,bu çekimi yaratanın zıt olabilme ,tam zıtlık değilsede tamamen aynı olmama durumu olduğunun sineye kabul ettirilmesi,matematiksellikten çıkarandır bu vaziyeti.Bırakmalı sebepsiz anlaşma zeminine oturtmayı sevgiyi,daha fazla yormaya çalışmamalı zihinleri,yağdırmalı birlikte duygunun yüklediği bulutları,tozla kaplanmış zeka ürünü hayatın üzerine…
Sevdiğim bir şarkı sözüyle anlatmak istediğim vaziyeti bağlama niyetindeyim…
‘‘ Sevgi anlaşmak değildir,nedensizde sevilir,bazen küçük bir an için ömür bile verilir.. ’’
Aynen budur …

Yorum yok

Birşey anlatan var …

Gerçekten karşındakini dinliyormusun acaba.Birileri birşey anlatıyor ama sen değer verip dinliyormusun onu.Birşey anlatan var ama nereye anlatıyor bu adam.Sen kurtulup kendi karanlığından nedir anlatılmak istenen kulak veriyormusun.Gerçekten değer veriyormusun karşındakinin kim olduğuna,ne anlatmak istediğine ,hayat görüşüne kafasının içindeki hislerine.Sen gerçekten anlamak için dinliyormusun onu veya dinlemiş gibi yapıp kendi egoizmin içinde hırpalanıp duruyormusun.
Neyi dinlersiniz peki siz?? Yok ama bu işler böyledir herkesin doğrusu en doğru ama iş gerçekten ne anlatılmak istendiğine gelince herkes kaçar.Rahatsız olmaktan çekinir.Kimseye dokunulmaz,aman kimsenin huzuru kaçmasın sakın.Herkes kendi sebebi için yaşasın.Sakın kimse nin taşları oynatılmasın.
Nedir işinize gelen o dinlenilebilir sizin için yada yine dinler gibi yaparsınız kendi işinize gelebildiğince.Peki bu işi sürdürüp nasıl takılmayı düşünüyorsunuz bu zaten saçma olan dünyada.Nedir yaşama biçimi bu insanların.Zaten anlasam bunları yazmayı bırakıcam,düzen işleyişi içindeki insanları salıvericem beynimden.
Hey oradakiler birileri birşey anlatıyor,kulak vermek yerinde olur mu anlatana ,bir hikayesi olana,bu dünyayı bir asalak modunda yaşamayıp sorgulayana,hayata tutunana.Sizin yüksek keyfiniz belki bozulur ben anlattıkça,dinlemek tabii ki işinize gelmez zihniniz yankılandıkça.Düzeniniz bozulmasın,keyfinizde kaçmayadursun,ama unutmayın uyduramazsınız bu düzene kendi türünüzden olmayan gerçek insanları…

Yorum yok

Organizasyon, iyi güzel de …

 

”Blog ödülleri” organizasyonu Türkiye’de mevcut olan blog sayfalarının katıldığı, incelediğim üzere özellikle sponsorlar anlamında da sağlam görünen bir organizasyondu.Zaten bende blog umu kaydettirirken öncelikle yarışmanın sponsorları ve yarışmaya katılan diğer blog ların kalitesini baz aldım.Bu organizasyonu düzenleyen ve destek olan sponsorlara bir blog yazarı olarak teşekkür ediyorum.Böyle organizasyonların düzenlenmesi çok önemli.
Burada bloglar belli kategorilere ayrıldı ve her kategori ayrı ayrı değerlendirilecekti.Organizasyon websitesinde seçim kriterinin tam olarak ne olduğu yazmıyordu.Bir oylama dan bahsediliyor daha sonra değerlendirme süreci deniliyordu.Bu bağlamda oylar belli bir noktada belirleme aracı olur geri kalan bölümde ise gerçekten bu işlerden anlayan bir jüri tarafından blog lar daki içerik değerlendirilir ve gerçekten içeriği,tasarımı anlamında bir değer yaratan blog lar başarılı bulunur diye düşünüyorduk.Ancak dediğim gibi websitesinde yarışma başlamasına rağmen net bir açıklama gelmeyince organizasyon yetkilileriyle direk kontakt kurdum.Aldığım yanıt ise, sadece ‘’halk oyları ‘’nın belirleyici olacağıydı.
Seçim bir süreçtir.Bunda halk oylaması etken bir rol oynayabilir ama belirleyici asla olamaz.Eğer hakikaten blog’u için çaba sarfeden ve emeğinin karşılığında ödüllendirilebilecek kişiler dediğim gibi bu işten anlayan bir jüri veya değerlendirme komitesi tarafından değerlendirilmeden salt halk oylarıyla bir sonuç aranıyorsa, bu bence içerik ve tasarım anlamında işe emek vermiş blogların gözardı edilmesi demektir.
Burada yeterli tanıtımı yapılamayan bloglar için oylama denilen mantık tamamen haksızlıktır.Bu bağlamda her blog kendi okuyucusu veya tanıdık kitlesi bazında oy sahibi olur.Buda diğer blog ların keşfedilememesi ve yarattıkları değerin ortaya çıkarılamaması anlamı taşır.Kaldı ki organizasyonun tanıtımı ve sergilenen adayların bilinirliğinin sağlanması da yetersizdir.Eğer bir değerlendirme komitesi tarafından her blog değerlendirilir ve bir sonuç aranırsa benim önerim daha mantıklı ve yararlı bir seçimin olacağıdır.
Böyle organizasyonlar ülkemiz açısından gerekli ve önemlidir.Ancak organizasyondaki seçim aşaması daha bilimsel ve yaratılan değerin gözönüne alınarak yapıldığı bir süreç olabilirdi.Anlatmak istediğim bu tip organizasyonlarda seçim i tamamen oylama ya bırakırsanız bu gerçek bir sonuç olmaktan çıkacaktır.Umuyorum ki bundan sonraki organizasyonlarda daha sağlıklı ve mantıklı bir seçim aşaması oluşturulur ve değerlendirme yapılır…

1 Yorum

4 x 4 ' lük …

Dün akşam futbolun en güzide arenası sayılan Şampiyonlar ligi’nde iki ingiliz ekol takımını çeyrek finalde karşılaştıran zaten neredeyse bu eşleşmenin Şampiyonlar liginde son yıllarda gelenek olduğu bir maç oynandı.
Burada maç kritiği yapmayacağım tabiki de.Maçlar oynanır biter,oynanacaklardırda.Futbol izleyiciside bu olaydan mümkün olabildiğince zevk alabilmeye çalışacaktır.
İşte dün akşam bir futbol izleyicisi olarak belki de son dönemin en keyif verici maçını izledim.Sahada her iki takımın turu geçmeye olan inancı,hırsı ve sahaya yansıttıkları gerçekten izlenmeye değerdi.Bu bir rövanş maçıydı ilk maçı Chelsea, Anfield road ‘ta 3-1 gibi önemli bir skorla kazanmıştı.Görünen Liverpool ‘un bu maçta Chelsea ‘ye, Stamford bridge ‘te en az 3 gol atması gerektiğiydi.
Buna inanmış bir Liverpool gördük,özellikle ilk yarıda 2-0’la.Daha sonra ise bir dakika burada mavilerde var dedirten Chelsea sahnedeydi ve skor Chelsea lehine 3-2 ye gelmişti bir anda.Bu skorun artık bu noktadan sonra çevrilemeyeceğine inanan Liverpool taraftarları yavaş yavaş Stamford Bridge’in kapılarına doğru ilerlemeye başlamışlardı.O da ne, kırmızılar skoru bir anda 4-3 ‘e getirdiler.Kapıya gitmekte olan Liverpool taraftarları artık umutla 5. gol gelir mi diye beklemeye başlamışlardı.Ancak son sözü bu harika maçta Chelsea’liler söyledi.Skor 4-4 ‘e gelmişti.Ve bu maçın 4 x 4 ‘lük bir maç olduğunun adı resmen konmuştu.
İngiliz futbol kültürünü diğer bütün futbol ülkelerinden kişisel olarak her zaman ayrı tutarım.
Futbolun anavatanı olmasının yanı sıra,futbol stadlarında maç izlemenin keyfinin doruk noktayada yaşanması ve kalitesininde büyük etkisi vardır tabiki.
Dün akşam sahadaki bir futbol maçıydı isim olarak ama ortaya konulan karşılıklı olarak bir takımdaşlık ruhunun ve kazanma hırsının yansıması olarak oluşan spor ziyafetiydi.
” Şimdi buradan başka bir futbol maçını hatırlatarak devam edelim.Bahsetmeden geçilemeyecek derece bir maç.Geçtiğimiz pazar günü oynanan ve adına dünya derbisi dedikleri,izlerken rezaletin son perdesini yaşadığımız bir futbol maçıydı bu.Gerek sahadaki aktörleriyle gerekse saha dışındaki şahsiyetleriyle oynanan zaten bir futbol değil,horoz dövüşüydü.Bu aktörlerden çoğu bizim ulusal takım futbolularımız.Hepsine tek kelimeyle yazıklar olsun!!!
Dediğim gibi maçlar oynanır gelir, geçer.Önemli olan bu olayın keyfini çıkarabilmektir.Shada gerçekten birşeyler yapanlarla ,yapmayıp başka işlerle uğraşanlar arasındaki farkı bir gün arayla görmüş olduk böylece.”
Tekrar dün geceki Stamford Bridge’te yaşanan ziyafetten dolayı iki takımada bir futbol izleyicisi olarak teşekkür ediyorum.Keşke futbol hep böyle olsa…

Ve işte bu muhteşem maçın müthiş golleri ;

Yorum yok

Letting you go…

Dedim ya arada sağlam birkaç şarkı tavsiyem olucak diye.Ben dinliyorum,hani isterseniz sizde benim müzik zevkime ortak olabilirsiniz.

Albümün adı ‘’these days’’ ,yıl 1995 ve albümden çıkan harikalardan biri şu an media player da , ‘’Letting you go’’.Buradan tavsiyem psikolojik durumunuz müsait değilse,kalbiniz falan varsa dinlemeyin.Sonra bana gelip, daha da melankoli olduk demeyin.Bu arada bana kalırsa, bu 95 imzalı albümün tamamını dinlemelisiniz.Albüm olarak çok başarılı bir albümdür.Zaten albüme adını veren ”these days” te bir Bon jovi klasiğidir.

Bu şarkı Bon jovi’nin belkide bugüne kadar yaptığı en derinden,en duygu yükü olan şarkısıdır. Şarkının hikayesine girmeyeceğim burada,sadece biraz alıntı yapıp bırakacağım.Şarkıyı herkes kendi hikayesiyle dinleyebilir…

Şarkının arka yüzündeki vokallere dikkat!!

” it’s hard, it’s hard,it’s hard, so hard

it’s hard letting you go

it’s hard,so hard – it’s tearing out my heart

but it’s hard letting you go ”

Yorum yok

Son demleri hüznün…

 
Bir mevsimi devirmek üzereyiz,mevsim artık son demlerinde,son yağmurlarını yolluyor bize,adına Nisan yağmurları dedikleri bu olsa gerek.Ne kış tasın ne baharda aralarda bir yerlerdesin seyrine dalmışsın ömrün.Birkaç gün sürecek bu son yağmur faslını iyi değerlendirmek gerek.

Hafiften nemli, rutubeti ağır olduğu kadar sana uzaklarda bir yerlerde de güneşin açabileceğini işaret eden bir İzmir akşamındayız.Bir ruh dinginliğini bitiriyoruz artık yawaştan,açacak güneşi beklemekte ve yeniden doğacak ümitlerimizin yeşermesini gözlemekteyiz.Uzun gecelerin bir kenara itildiği, ruhun derinliklerinde kalanların gün ışığıyla beraber kendini yeryüzünün kendi çapında hırpalanan dünyasına bıraktığı anlardayız.Yağmur kendini iyiden iyiye hissettiriyor bu anlarda,hafiften arka fonda çalan müzikte artık kendinle başbaşa kalacağın akşam saatlerinin geride kaldığını fısıldıyor kulağına.Kendi dramatik hislerinde yoğrulmanın ve buradan çıkaracağın kazanımların belkide yerini ,açan güneşle birlikte doğaya bırakma hevesi, hayata atılma arzusu,günü yaşam coşkusu alacak.Her kendinle hesaplaşmanın sonunda bir aydınlığa çıkma olgusunun olduğunu hissettiren bir anın süregelmesindeyiz şu anda.Dışarı bakıyorum, son selamını alıyorum hesap mevsiminin.O bütün kirleri yolladığı yağmurla alıp götürüyor gibi.
Son demlerini yaşıyor artık uzun gecelerin mevsimi,son yağmurlarını yolluyor bize belki son kez bir durum gözden geçirmesi yapalım diye,belkide son kez kendimizi bulalım diye,belkide son kez doğacak güneşe hazırlanalım diye…

Yorum yok